16 Eylül 2015 Çarşamba

TÜRCÜLÜĞÜ SORGULAMAK

Doğanın bütün var oluşlarındaki değerleri evrensel bütünlüğün kendisi olarak algılamak; üzerine notlar.. 
‘’bir taşı bile yerinden oynatsan kırk yıl ağlar derler.’’
                           Şaman Galbı, Moğolistan Tuvası


Kelaynak kuşlarını tanıyor musunuz? Kafkas kelebeğini?? Ters laleyi??? ……….
Ve daha.. daha.. daha…
Onlar ve daha niceleri zorunlu göçe maruz bıraktıklarımızdan.. insanın ‘’ihtiyaç’’ adı altında yaptığı faaliyetlerin neden olduğu zorunlu kayıplarımızdan… kaybettiklerimizden… kaybettirdiklerimizden… 

‘‘…Ve şimdi, binlerce yıldır kaybettiğimiz ve doğa diye adlandırdığımız evrensel bütünlüğün sahici değerlerini yeniden gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Eril zihniyetin egemenliğinde insanın kendini merkeze alma süreçleriyle birlikte üzeri örtülen dişil varoluşu yeniden yaşamsallaştırmaya çalışıyoruz. Kaybettiğimiz özgürlüklerimizi yeniden inşa etmeye çalışıyoruz.

Evrenin bütüncül bağ olduğu bilgisini kaybettiğimizi, her yiten var oluşun yiten bir değer olduğunu; insanı merkez alarak, türcülüğe, hele hele insan türünün, bu türün de erkek cinsinin üstünlüğü köleliğine kendimizi kilitlediğimizi ifşa ediyoruz. Binlerce yıldır dayatılanın egemen türün, egemen ırkın, egemen soyların, egemen devletlerin tektipçiliğine mahkûm eden yaşamlar olduğunu, değişmesi gerekenin bu olduğunu söylüyoruz...’’(*)

Bugün dönüştürmeye çalıştığımız ve insanlığı, doğayı yüzlerce yıldır esir alan ve ulus-devlet ile zirveleşen ‘’tektipçi yaşam sistemine giden yol çok uzun, çok acılı; ulus-devlet içinde yaşam ise bir avuç egemenin sahte mutluluğu uğruna milyonlara kan kusturan bir yaşam oldu. Ve nihayet belki defalarca bir yakarış gibi vurgulanan ‘’sürdürülebilir’’lik bu kez sanki sahiden tükendi.

Bu nedenle yıllardır ‘’tarihi kırılma’’ denilen sancılı dönemlerden birini yaşıyoruz. Sistemin egemenleri/yürütücüleri canhıraş bir şekilde yenilenme, yeni kan bulma arayışlarını daha da hızlandırıyor.
Artık aşikar ki; ‘’kaybedilmiş cennet’’/komünal özgürlük arayışındakiler ise bu incecik kaos aralığından çıkışı inşa etmek için daha da donanımlı olmak zorunda.

Bugünün kapitalist modernite algıları içinden geçmişe doğru bakarak süreçlerin birebir nasıl yaşandığını çözümlemek güç olmakla birlikte; egemenlik inşasında doğa toplumlarındaki temel algı değişiminin insanın kendisini diğer varoluşlardan üstün kılmasıyla başladığını görebiliyoruz. Doğadaki büyük-küçük tüm unsurların birer değer olduğu bilgisini ortadan kaldırarak ‘’insan için yaratılmıştır’’ vurgusuyla tüm var oluşları insanın hizmetine sunan tek tanrılı dinlere geçiş, aşama aşama gelen bu üstünlüğün adeta zirveleşmesi olarak karşımıza çıkıyor.

Doğanın savunucusu ve sembolü tanrıçaları -tarihin derinliklerinden tekrar geri gelmek üzere-sürgüne gönderen tanrılar ve ardılları eril tek tanrılı dinler; doğayı -ve elbette ki üretici dişil yaşamı, kadını- hoyratça ‘’adam’’ın kullanımına sunarak cennetten kovup, bize bugünlerin gücün iktidarı, iktidarın gücü cehennemini armağan eden kilit taşlarından biri oluverdiler.
Çokça göz ardı edilen bu nokta, demokratik modernite inşa süreçlerinde ve özellikle ekolojik perspektifin yaşamsallaşmasında büyük önem taşıyor.

Arınmamız gereken en önemli algısal bozukluklardan biri; insan türünün diğer türlerden üstünlüğü yanılsamasıdır.
Bu yanılsamanın aşılması; doğadaki diğer varoluşlar arasındaki hiyerarşi zincirini kıracağı gibi, dilimize pelesenk olmasına rağmen içselleştirilmemiş insanlar arasındaki eşitliğin sahiciliğini de garanti altına alacaktır.

Yüzyıllardır ‘’adam’’ın hükümranlığını güçlendirmekle kendini var eden bildiğimiz bilim, doğa karşısında güçsüz insan korkularını beslemeye devam etti. Korkulardan yarattığı iktidarlarla simbiyotik bir ilişki geliştirdi. Doğayı anlamak çabaları; onu yenmek, itaate zorlamak, kullanmak üzerine kuruldu. Türün iktidarını evrende başat kılmak için üretilen yok edici eril güç diğer canlı/cansız varoluşun da farklı duyarlıkları olduğu bilgisini görmezken, sadece insan düşünür; sadece insan araç kullanır, sadece insan hisseder, doğada zekâsı olan sadece insandır ve benzeri yanıltmalarla kendi zekâsını da hiçleştirdi.

Ve; doğadaki var oluşun yasaları insanoğluna sır, kadınlara ise sırdaş oldu. Şifacı kadınlar cadı, doğa güçlerinden yardım alanlar garip yabanıllar/ilkeller oluverdi.

Doğanın çözümleri gizlene saklana tarihin derinliklerinden süzüle süzüle var oluşunu bugünlere taşıdı. Musevilerden kabalada saklandı, İsevilerden cadı diye yakılan şifacı kadınlarda, Muhammedilerden yatırlarda saklandı. Dünyanın yüksek dağlarına, dağların medeniyet ulaşmaz özgürlüğüne, masalların sembolizmi içine sığındı. Saklandı da saklandı.

(Elbette ki, kapitalist modernitenin tıkanışını, bastırdığı bu kadim bilgileri yeniden kendince güncelleyip gündemleştirerek aşmaya çalıştığı gözlerden kaçmıyor. Yıllardır en çok satanlar listesinde ‘’Yüzüklerin Efendisi’’, ‘’Harry Potter’’, ‘’Merlin’’ vb. büyü üzerine kurulu eserler, sistem eliyle kurulmaya çalışılan ‘’Eko-Köyler vb bunun habercisi değil mi?.)

"geçmişi ortadan kaldıramazsınız, bir gün geri 
gelmek üzere tarihin derinliklerinde gizlenirler"
Latin Amerikan Kızılderililerinden

Bugün, artık nihayet yüksek sesle ‘’Toprak Ana’’nın da haklarından söz ediyoruz. Kapitalizmin tüketim alışkanlıkları adına incittiğimiz her doğa parçasının bir uzvumuzun yaralanması demek olduğunu, bu yara-bere içinde bugünlere vardığımızı görerek;

"Canlı/cansız tüm varoluşun birlikte  oluşturduğu bir topluluk içerisinde, 
yani Toprak Ana’da, bir dengesizliğe yol açmadan sadece insanların 
haklarını tanımanın mümkün olmadığına ikna olduk; İnsan haklarını 
da garanti altına almak için Toprak Ana ve tüm varlıkların haklarını 
tanımak ve savunmak gerektiğini ve bunu yapan kültürlerin, 
uygulamaların ve yasaların var olduğunu söylüyoruz."(**)

Şahmeran saklandığı yeraltından güzel yüzünü göstermek üzere…

ŞİMDİ EKOLOJİK SIÇRAMA DÖNEMİDİR; tek türcü insan egemenliğine son vererek; ‘tek’likle beslenen küresel sermayenin dayattığı yaşam modeli ve onun hukukunun reddi üzerinden doğanın kolektif haklarını gözeterek, tüm farklılıkların kendi kültürel değerlerini açığa çıkararak yaşamı yeniden örme dönemidir.

Bu yaklaşımın pratikteki anlamı; ‘’farkındalık’’da, yani ihtiyaçlarımızı karşılarken incittiğimiz, zarar verdiğimiz, yok ettiğimiz varoluşları görebilmeyi başarmakta gizli gibi görünüyor.
Artık, -kapitalizmin sürdürülebilirliğinin tehlikeye düştüğü bu aşamada- açığa çıkmasının belli bir olgunluk düzeyine eriştiği bu farkındalık; ihtiyaç algımızı yeniden gözden geçirmeye –minimize etmeye- ve ardından (bireysel / kolektif) üretim alanlarımızı sanayi toplumunun; ürünü ve üreteni değersizleştiren kitleselliği yerine, ‘’emek’’ kavramının değerinin iade edildiği üretici toplum olgusunu tartışmaya açmayı zorunlu kılıyor.

Dirmil, ..Kasım.2012

*   ’DEMOKRATİK KURTULUŞ/ÖZGÜR YAŞAM İNŞASINDA EKOLOJİ PARADİGMAMIZA DAİR NOTLAR’’ başlıklı makalemizden.
**   Toprak Ana Hakları Evrensel Beyannamesi’nden   


12 Eylül 2015 Cumartesi

DEMOKRATİK KURTULUŞ/ÖZGÜR YAŞAM İNŞASINDA EKOLOJİ PARADİGMAMIZA DAİR NOTLAR


Söze, evrensel bütünlüğün dişil zekâsını ve aşkı selamlayarak başlayalım.

Bu notlar; uzun, gri soğuk bir kış günü; kimyasal silahlarla kararmış bedenler biber gazları ve zılgıtlar arasında toprak ananın koynuna sunulurken omzuma konan doğum gününü şaşmış bir kelebeğin kulağıma fısıldadıkları ile yazılmaya başlandı. Uzun sarı sıcak bir yaz günü tamamlanarak paylaşılma kararıyla sizlere konuk oldu.

Toprak; gencecik bedenlerin bu zamansız gelişini reddedercesine sertti. Bir ananın ‘’Aşk olsun, ey toprak; doymadın mı hala… Aşk olsun, doymadın mı?’’ diyen sitemli yakarışına cevapla koynunu açmakta direndi.
Kitleler akın akındı. Doymayanın gazına, copuna, tomasına rağmen akın akındı. Şaşmış kelebek, zehirlere bulanmış son nefesini verdi. Omzumdan sıyrılarak acıdan kör olmuşların ayakları altında ezilerek toprağa karıştı. İnsan algısıyla yüzyıllar gibi süren o bir anda; bildiği, gördüğü, biriktirdiği ne varsa, anlayabileceğim kadar anlatıvermişti.

Bir halk neden kendini ateşlerden ateşe atar? Yaşam/ölüm/yaşam döngüsünde kaos aralığının yolunu nasıl görür ve bütün bedelleri göğüsleyerek oradan kendini yeni bir dönüşüme nasıl bırakıverir? Bu dönüşüm evrimin, devrimin nerelerine tekabül eder?
Cevaplar, sorular gibi biraz karmaşık, bir o kadar da yalın; izafiyetin binlerce kapısından geçerek insani birikimlerin, algıların, yargıların sınırında dolanır durur.

Her varoluş evrene özgün değerler sunar. Bu değerlerin açığa çıkmasının, beslenmesinin onun olumlanması ile geliştiği hakikati, yok sayma edimini mahkûm eder. Bütüncül dönüşüm dışında; bir tek var oluşun diğerinin yanılsamalı faydası uğruna yok sayılması, hayata dair çözümlemelerin birini ortadan kaldırır. Bu evrensel harmoninin zedelenmesidir. Zedeler arttıkça evrensel bütünlük giderek daha çok yaralanır.

Yoksanan kimi var oluş, zoraki rızaya teslim olur... Kimi var oluş, teslimiyetin reddini kutsar, isyan eder. Yoksanmanın acısını bilenler; evrenin duygusal zekâsının çağrısına cevap verircesine, mıknatısla çekilmişçesine çözümleme gücü yüksek bir Bilge’nin, bir ateş topunun etrafında toplaşır. Onlar ‘’Talebeler’’dir. Talebeler talebeleri izler. Kolektif akıl, kolektif duyu, kolektif aşk ile. Kavranması güç; görülmeyen; duyulmayan ışın ağları gibi yok ediciyi sarar, sürüklerler…
Çatışmalar, savaşlar…
Göz gözü görmez, dil dili duymaz… duyular, duygular körleşir. Kaosun yeni bir denge aralığına sürülen zorbanın tek bir seçeneği bu aralıktan geçiştir. Orada uzlaşma yaratılır. Sahici barışa yollar döşenmeye başlar.

Barışın inşa süreçleri evrensel harmoninin hatırlanması gereken zamanlardır. Var oluş değerlerimizin; sahiden kim olduğumuzun, evrensel bütünlüğe hangi soluğu verdiğimizin; neden savaştığımızın hatırlanma zamanlarıdır.

Zemheri kelebeğinin son nefesi bu zamanlara da varacağımızın fısıltısıydı.

Ve şimdi, binlerce yıldır kaybettiğimiz ve doğa diye adlandırdığımız evrensel bütünlüğün sahici değerlerini yeniden gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz. Eril zihniyetin egemenliğinde insanın kendini merkeze alma süreçleriyle birlikte üzeri örtülen dişil varoluşu yeniden yaşamsallaştırmaya çalışıyoruz.
Kaybettiğimiz özgürlüklerimizi yeniden inşa etmeye çalışıyoruz.

Evrenin bütüncül bağ olduğu bilgisini kaybettiğimizi, her yiten var oluşun yiten bir değer olduğunu; insanı merkez alarak, türcülüğe, hele hele insan türünün, bu türün de erkek cinsinin üstünlüğü köleliğine kendimizi kilitlediğimizi ifşa ediyoruz. Binlerce yıldır dayatılanın egemen ırkın, egemen soyların, egemen devletlerin tektipçiliğine mahkûm eden yaşamlar olduğunu, değişmesi gerekenin bu olduğunu söylüyoruz...

Başta Mezopotamya halkları olmak üzere, tüm kültürler, tüm halklar için önerdiğimiz Demokratik / Ekolojik / Cinsiyet Özgürlükçü toplum inşası hayatı birçok boyutuyla temellerinden sorgulamayı gerektiriyor.

·    İnsanı merkez alan türcülüğü sorgulamak, doğanın bütün var oluşlarındaki değerleri evrensel bütünlüğün kendisi olarak algılamak;
·    Tüketim ekonomisini sorgulamak; Başta kadın olmak üzere tüm insanlığı, doğanın tamamını, kısaca tüm varoluşları ‘kullanım’’ felsefesi içinde egemenlerin ‘erk’lerini sürdürme aracı haline getiren tüketim toplumunu sorgulamak,
Tüketim toplumunun dayattığı ‘ihtiyaç’ algısını yeniden gözden geçirmek.
·    İnsanın insan ve doğa üzerindeki ‘’sahip’’lik olgusunu sorgulamak
·    Emek değerinin hiçleştirilmesi ile üretimin uzmanlaşmasını, üretime yabancılaşmayı sorgulamak,
·    Bilginin uzmanlaşması üzerinden hegemonik yapıların iktidarının oluşmasını ve doğa toplumlarının hayata dair çözümlemelerini formüle ettiği kültürel birikimlerini hiçleştiren bilim felsefesini sorgulamak…

Özetle;
Demokratik/Ekolojik/Cinsiyet Özgürlükçü paradigma
·    Hiyerarşik, iktidarcı yaklaşımları mahkûm eder,
·    İnsanı/doğayı köleleştirmesi kaçınılmaz ‘’mülk’’ algısını reddeder,
·    Devletsiz toplum, sınırsız dünya, ordusuz öz savunma felsefesini geliştirir,
·    Doğadaki tüm var oluşlara saygıyla yaklaşır, eşitlik ve bütünlüğü içselleştirerek evrensel yasaların ahengi içinde tüm varoluşları olumlar.

Gözyaşı, çığlık, kan, ter, zehir, ölüm, kâbuslarla yaşanan ve bugün yöntemlerini değiştiren mücadele; yüzyıllardır kolektif, kültürel özgünlükleri yoksayarak; insanı ve doğayı köleleştiren hiyerarşik, iktidarcı eril zihniyetin hayata hâkimiyetinin reddi üzerinden yükseldi. Yeni siyasi süreç ise kültürel dokunun kesintili izlerini onarmanın, özgürlük alanlarını genişletmenin araçlarını değiştirmekle ifade edilebilir.

Barışın kapılarının aralandığını gören bizlerin, ağır mı ağır bir borcu var. Onurla ateşin içine yürüyenlere; Leviathan’ı dize getirenlere büyük bir borcu var. Yüzyıllardır hücrelerimize kadar sızan ‘’devletleşme halleri’’ni hücrelerimizden kazıyarak, evrensel bütünlüğün birbiriyle kaynaşmış var oluşunu gündelik pratiklerimizde yaşamsallaştırmak.

Alışa geldiğimiz, bildiğimiz bilim; insanlığın en önemli buluşunun tekerlek olduğunu söyler. -‘’Yarışmacı’’ bilginin ‘’en’’ kavramını sorgulamayı bir kenara bırakarak- neden ‘’ayna’’ olmasın diyoruz. Elbette ki büyük bir değer olduğunu reddetmediğimiz ‘’tekerlek’’ bizi köleleştiren teknolojiye, dayanışma yerine yarışma kültürüne taşıdı. Belki, ‘’ayna’’ gelmiş/geçmiş kültürel kodlarımızla kendimizi tanımaya, kendimizle yüzleşmeye, hakikatleri görmeye/ifşa etmeye, adalet algımızı kolektif/komünal zemine taşımaya; paylaşma algılarımızı genişletmeye taşır. 

Bizi bu aynaya taşıyacak; köleci kapitalist modernitenin demokratik moderniteye dönüşmesine, bunca mücadelenin zirveleşmesine götürecek olan ise; yukarıda başlıklar halinde temellerini vurgulamaya çalıştığımız ekolojik paradigmamızdır.
Ekolojik algı bir kelebeğin kanadını, bir ananın yanan yüreğini, kardan buzdan sıyrılarak güneşe ulaşan kardelenin kendini gerçekleştirme yolculuğunu duyabilmektir. Duru akan sudaki fırtınayı, aşkın ve sevdaların isyanını, ateşin arındırıcı yalazlarını görebilmektir. Var oluşun esrik dansına adımlamaktır.

Evren; kendi kendini doğuran asi çocuklarını sever. Onları kendinden bilir. Adları derinliklerinde, günü geldikçe geri gelmek üzere salınmaya devam eder…

Sanırım, bu çocuklara olan borcumuzu evrensel dansın ritmini yakalamayı başararak ödeyebiliriz.

Ve işte bundan böyle hepten aşk uçsun!!!.......

Amed, ..Nisan.2012

3 Haziran 2011 Cuma

KADIN BULUŞMASI

"Kadınlar Mecliste, Barış Her Yerde”
sloganıyla ifade ettiklerimizi “gerçek kılmak” üzere Muğlalı Kadınlarla buluşuyoruz.
Seçimlerin hemen öncesinde “Kadınlar buluşuyor, sorunlarını taleplerini konuşuyor” gündemiyle gerçekleştireceğimiz bu etkinlikte kadınların istek, talep ve önerilerini alacağız, geleceği birlikte kurmak ve oluşturmak üzere görüş alışverişinde bulunacağız.
Tüm Muğlalı kadınları bekliyoruz.

Tarih: 4 Haziran 2011 Cumartesi
Saat: 16:30-19:30
Yer: Muğla SDP İl Bürosu, Orhaniye Mah.
İ.Çatak Caddesi Canıtez İş Hanı, 2.Kat Muğla
(casper ve vodafone arası Muğlalı iş hanı yan giriş karşısı)


NOT: Şehbal Şenyurt Arınlı aynı gün sabahında seçim aracıyla birlikte Muğla çevresindeki belde ve köyleri dolaşacak, 13:00-16:00 saatleri arasında yine aynı yerde düzenlenen “Türkiye ‘küçük’ Millet Meclisleri Muğla Toplantısı”na ve 16:00’da Sınırsızlık Meydanı’nda Bodrum Kadın Platformu tarafından yapılacak olan “Taciz ve Tecavüzde Kadın Beyanı Esastır” konulu basın açıklamasına katılacaktır.

1 Haziran 2011 Çarşamba

EMEK ÖZGÜRLÜK DEMOKRASİ BLOĞU MUĞLA’DA MİTİNG YAPTI


“Kadınlar Mecliste Barış Her Yerde!..”





Tüm Türkiye’de 41 ilde 63 adayla 12 Haziran milletvekili seçimlerine katılan 18 örgütün desteklediği Emek, Özgürlük Demokrasi Bloğu tarafından Muğla Bağımsız Adayı Şehbal Şenyurt Arınlı için Muğla Kışla Parkı’nda düzenlenen mitinge BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali, Yeşiller Eş Sözcüsü Yüksel Selek, EDP İstanbul İl Başkanı Ahmet Asena da katıldı.

Muğla’nın ilçelerinden düzenlenen konvoylar, mitingin başlamasından bir saat önce Muğla girişindeki Anadolu Lisesi önünde buluşarak şehir içinden geçip Kışla Parkına geldiler. Şehir içinden geçerken MHP il merkezi önünde toplanan bir grup MHP’linin “Ne mutlu Türküm diyene” sloganı atarak konvoyu protesto ettikleri görüldü.
Alana gelen yollarda ve alan çevresinde, polisin çevik kuvvet dahil olmak üzere çok geniş güvenlik önlemi aldığı, alana girişte çocuklar dahil, tüm katılımcıların, konuşmacılar dahil çok sıkı ve dikkatli bir şekilde arandığı ve üç ayrı kamerayla mitingin kaydettiği görüldü. Özellikle çocukların aranması, katılımcıların tepkilerine neden oldu. Ancak topluluk, polise itiraz etmeden arama isteklerine uydu.
Alanda bulunanların çoğunluğunun gençler ve kadınlardan oluşuyordu. Çoğunluğu Kürt olan kadınlar geleneksel kıyafetleriyle alana geldiler.
Muğla içinde yaşayanların ve özellikle de öğrencilerin katılımıyla sayısı yaklaşık bin kişiye ulaşan topluluk miting öncesinde Kürtçe müzik eşliğinde halay çekti ve Kürtçe sloganlar attı.

Beler, Polat, Asena, Selek
Mitingin ilk konuşmacısı 2007’de “Bir Umut” adına milletvekili adayı olan Ahmet Beler’di. Beler o zamandan bu yana gelinen noktanın zor da olsa, büyük ve önemli bir başarı olduğunu söyledi ve blok olarak Arınlı’yı meclise göndereceklerini belirtti.
Beler’den sonra BDP Muğla il başkanı Mehmet Polat söz aldı. Polat da tamamını Kürtçe olarak yaptığı konuşmasında Bloğun ortak adayı Arınlı’yı meclise yollayacaklarını belirtti.
Üçüncü konuşmayı yapan EDP İstanbul İl başkanı Ahmet Asena ise alanda toplananlar dahil, bloğun ardında duran ve ona destek verenlerin bir araya gelenlerin büyük ve önemli bedeller ödeyerek çok büyük bir başarıya ulaştıklarını, meclise gönderecekleri adaylarıyla da başarılarını büyüteceklerini söyledi.
Konuşma aralarında alkış, zılgıt ve destek sloganları atan topluluğa hitap eden bir başka konuşmacı ise Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Yüksel Selek oldu.
Yüksel Selek ağırlıkla barış hakkında konuştu ve barışın her şeyden önce geldiğini belirtti, özgürlük ve demokrasinin ancak barış olursa mümkün olabileceğini söyledi.
Barış için yıllardır mücadele verdiğini anlatan Selek, içinde yer aldığı “yaşlılar grubu” olarak barış gelmeden ölmemeye söz verdiklerini yineleyerek Şehbal Şenyurt Arınlı ve Emek Özgürlük ve Demokrasi adaylarının seçilerek meclise gitmeleri halinde bunun daha kolay ve mümkün olacağını belirtti.



“Bu kaçınamayacağım bir görevdir..”

Bloğun Muğla Bağımsız Adayı Şehbal Şenyurt Arınlı ise öncelikle mesleği olan sinemacılığa atıfta bulunarak konuşmasına başladı. Kürsülere alışkın olmadığını, kitlelere hitap etmek yerine onların söylediklerini dinleyen ve kaydetmeyi yeğleyen bir mesleği olduğunu belirtti.
Ancak bu süreçte de halkın içinde ve onların arasında olduğunu, onların mücadelesinde verilen görevleri yerine getirdiğini, özgürlük ve demokrasi için sokaklarda mücadele vermekten de geri durmadığını belirtti ve blok tarafından kendisine önerilen bu görevi kabul etmenin doğru, kaçınmanın ise yanlış olduğunu düşündüğü için aday olduğunu söyledi.
Ülkenin içinde olduğu sorunlara ve bunların çözümü için bloğun kabul ve ifade ettiği ilke ve temellerle, bunlara dayanan çözümleri yineleyen Arınlı, öncelikli görevlerinin meclisi Muğla’ya, Muğla’yı da meclise taşıyarak farklı bir temsil biçimi ve kararları alma ve katılma sürecini örmek olduğunu, “demokratik özerkliği” her yerde gerçekleştirmek olduğunu söyledi.
“Mecliste Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, inanan ve inanmayan, cinsel kimliği farklı olan, öteki sayılan, dışlanan herkesi en iyi şekilde temsil edeceğim, onların sesi olacağım” diyen Arınlı kalıcı barıştan yana olduklarını, bloğun sahip çıktıkları bu değerlerle politikalarını oluşturduklarını belirtti.
Geçen otuz yılda çok büyük zulümlerin, eziyetlerin yaşandığını belirten milletvekili adayı savaşın hâlâ sürdüğünü belirterek yumuşak koltuklarında oturup, “analar ağlamasın” edebiyatı yaparak barışın gelmeyeceğini ileri sürdü. Savaşın sürmesini silah endüstrisinin istediğini söyleyen Arınlı, hem sokakta, hem de mecliste hep birlikte verecekleri mücadele ile ancak barışın gerçekleşebileceğini vurguladı.




“Başbakan barış istemiyor!”

Mitinge katılan BDP Eş Genel Başkanı Filiz Koçali de mitingin son konuşmasını yaptı.
Koçali konuşmasında başbakanın da önceleri mevcut sistemin mağduru olsa da şu anda “Kürtleri sattığını ve askerle kol kola girdiğini” belirterek “başbakan onların istekleri doğrultusunda hareket ederek barışın gelmesini istemiyor” dedi.
Filiz Koçali konuşmasının devamında şunları şöyledi.
-“Ancak çok güzel gelişmeler oluyor, Kürtler artık baş kaldırdı. Özgürlüğe yürüyorlar, kendi kendilerini yönetmeye başladılar, bunu engelleyemeyecekler, yeni bir dünya kuruyoruz. Dünyaya da, Kürtlerin bulunduğu ortadoğuya da, Türkiye’ye de barışı biz getireceğiz.”
-“Çok güzel şeyler oluyor; bir halk başkaldırmış topların tüfeklerin arasından sınır ötesine gidiyor ve cenazesini alıyor. Artık başka bir noktadayız.”
-“Çok güzel bir noktadayız, söylemlerimizde ifade ettiğimiz ‘demokratik özerkliği’ ffilen de uygulamaya başladık. Artık Kürtler kendi kendilerini yönetiyorlar.”
-“Başbakan daha önce ‘Kürt sorunu bitmiştir’ dedi. Şimdi de Kürt sorununun önünde tek engel BDP’dir diyor. Bir öyle, bir böyle söylüyor. Söylesin bakalım Kürt Sorunu var mı, yok mu?”
-“İmralı'da görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmeler müzakereye dönüştürülmeli. İki saatlik müzakere sonrası Kürt sorunu iki günde biter. En azından artık kan dökülmez”



Müzik şöleni ve halay

Konuşmalar bittikten sonra önce Grup Çağrı, sonra da Dersimli sanatçı Metin Kahraman’ın sunduğu dinleti ve çekilen halaylarla miting sona erdi ve katılımcılar alandan ayrıldılar.

28 Mayıs 2011 Cumartesi


EMEK ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ BLOĞU
Muğla Bağımsız Kadın Milletvekili Adayı Sanatçı Şehbal Şenyurt
“MUĞLA’YI MECLİSE MECLİSİ MUĞLA’YA TAŞIYACAĞIZ”
sloganıyla Muğlalılarla Buluşuyor

Katılımcılar: Filiz Koçali (BDP Eş Genel Başkanı), Yüksel Selek (Yeşiller Partisi Eşsözcüsü)
Diğer Konuklar, Metin Kahraman ve müzik şöleni

TARİH: 29 Mayıs 2011 Pazar, 12:00-18:00
YER: Kışla Parkı MUĞLA

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Adayımız CNN Türk TV'de bu akşam (25 Mayıs Çarşamba) 21.30'da, Ahmet Hakan tarafından hazırlanıp sunulan "Tarafsız Bölge" programına katılacak.
Seçime yönelik olarak düzenlenen bu programda seçime giren partilerin milletvekili adayları da katılacaklar.
Programı http://video.cnnturk.com/canli-yayin adresinden internet üzerinden de izleyebilirsiniz.
Programın sayfasına gitmek için burayı tıklayınız.

20 Mayıs 2011 Cuma

Adayımız bugün Kent Tv'de


Adayımız Bodrum Kent TV'de bu akşam seçime yönelik olarak düzenlenen bir özel programa katılacaktır.
Ayhan Ongan'ın yöneteceği canlı yayına adayımız Şehbal Şenyurt Arınlıhttp://www.blogger.com/img/blank.gif ile birlikte Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu bileşenleri arasında yer alan BDP, EMEP, Yeşiller, Feministler ve BDDP temsilcileri de yer alacak.
Kent TV'yi internet üzerinden izlemek için burayı tıklayınız.